logo

Kadriye Kılıç…EDEP YA HU!

Tüm dünyayı etkisi altına alan COVİD-19, bilenen ismiyle Korona Virüsü hayatımızda birçok değişikliğe sebep oldu. Belki de en önemlisi temizliğin yaşamımızda ne kadar önemli olduğunu anladık. Ya da başka bir bakış açısıyla, ne kadar temiz yaşamadığımızı daha iyi anladık!  

Engelli bir kamu personeli olarak bir süredir devletin almış olduğu kararla idari izinliyim ve evde ailemle vakit geçiriyorum. Kimi zaman birbirimize gülüyoruz, kimi zaman da birbirimizden sıkılıyoruz; ama hiç ayrılmıyor hep evde kalıyoruz. Mahalle kültürü sıcaklığının devam ettiği müstakil bir evde ikamet ediyoruz. Bugün balkondan sokağı izliyorum, babam ve arkadaşları muhabbet ediyorlar. Hepsi 65+ yaş gurubunda haliyle korona virüsüne hak ettiği önemi vererek aralarına neredeyse birer metreden fazla mesafe koymuşlar. Bir kişi ise tam ortada duruyor ve bir ona gidiyor, bir diğerine… Önce bu duruma anlam veremedim, adam hiç yerinde durmuyor bir ona, bir diğerine gidip duruyor… Sonra aklıma geldi bu amcamızın kulağı az duyuyor muhabbetin tam ortasında durmuş kim konuşursa konuşulanı daha iyi duymak için bir ona bir diğerine gidip duruyor J Ben de merak ettim acaba ne konuşuyorlar diye iyice kulak kabarttım ve onları dinledim. Biri diyor ki ben bugün şu yoldan pazara gittim polise yakalandım; diğeri diyor ki ben o yolu değil, arka sokaktaki yolu kullandım kimse yoktu.J Çok tatlılar değil mi?

Haberleri izliyoruz kendini bilmez iki genç ayrı ayrı karelerde büyüklerimizle çocuk gibi dalga geçiyor. Biri kendine polis süsü vermiş amcaya kızıyor ‘’Sana dışarı çıkmak yasak değil mi şimdi yasal işlem yapacağım’’ diyor diğeri daha da beter adamcağızın kafasından aşağı kolonya döküp seni dezenfekte ettim diyerek kendince dalga geçiyor. Onlar yakalandı ve hak ettikleri cezaları da alacaklarını umut ediyorum. Ama biz ne zaman bu kadar saygısız, kendini, haddini bilmez bir nesil olduk, anlamıyorum.

Sevgili(!) gençler; çocuk gibi dalga geçtiğiniz gülüp eğlendiğiniz, zamanın gençleri, bugünün yaş almışlarının (65+) şu an sahip olduğunuz; ama muhtemelen değerini bilmediğiniz imkânlara hiçbir zaman sahip olmadıklarını, hatta çocukluk ve gençlik dönemlerinde yaşadıklarıyla ve edindikleri tecrübelerle üniversitelerde hoca olabileceklerini biliyor muydunuz? Hani derler ya anlatsam film olur diye işte onarlın gençlik dönemleri birçok filme konu oldu bile. Sevgili(!) gençler siz kreşlerde büyürken onlar kreşin ne anlama geldiğini sizlerle öğrendi. Tabii pedagog, psikolog, özel okul, dershane… gibi kavramları da sizlerle öğrendi. Öyle ergenlik dönemi tripleri falan hepsi sizinle hayat bulan kelimelerdi. Ne kadar şanslı olduğunuzu, onlara göre daha rahat bir yaşam şartlarında büyüdüğünüzün farkında değilsiniz. Edepsizliğiniz de bu yüzden. Sevgili(!) gençler mesela yaş almış büyüklerimiz henüz ilkokul çağlarında iken ABD ile Türkiye arasında Marshall Planı (Ekonomik Yardım!) imzalandığını ve yardım kapsamında gelen kalemlerden birinin de süt tozu olduğunu biliyor muydunuz? Sizin için basit bir cümle olsa da dinleyin bakalım asıl hikâyeyi. Bu süt tozlarından ilkokul öğrencilerinin hepsi yararlanmak zorundaydı. ABD’den yardım olarak gelen süt tozları Eğitim Bakanlığı tarafından ilkokullara dağıtıldı ve öğrencilerin içmesi mecbur tutuldu. Hatta tüketilmesi zorunlu kılınan süt tozları sonrasında Türkiye’de ilk çocuk felci salgını görülmeye başlandı. Peki, hiç dikkatinizi çekti mi? Bugünün yaş almışlarının sanırım sol kollarında olması gerek, kocaman yaraya benzeyen bir iz vardır. İşte o iz ‘’Çiçek Aşısı’’ izi, siz de var mı sevgili(!) gençler? Nasıl vurulduğunun ya da ne kadar acıttığının hikâyesini biliyor musunuz? Söylenen o ki acısıyla eşit oranda izi varmış. Peki, askerliğin 1950’lerde 2 yıl, 1963’ten sonra ise 1 yıla düşürülmüş olduğunu biliyor muydunuz? Nasıl bayağı düşürülmüş dimi sevgili(!) gençler? Sizin askerlik kaç gündü? Peki ya kızlarımız… Kızlarımız şimdilerde olduğu gibi iş hayatına atılamadıkları için baba evinden doğru koca evine… O zamanların meşhur sözü ’’Bizde kız gelinliğiyle gider, kefeniyle gelir.’’ Yani kocasına eti de kemiği de senin demenin farklı bir yolu. O kız orda huzurlu mu yoksa şiddete mi uğruyor önemli değil. Ağlayarak baba evine dönse ertesi gün zorla kocasına teslim ediliyor boşanmak hakkı değilmiş gibi. Tabii bir de ülkemizin utanç tablosu darbeler. Sayısız ölümlere, tarifsiz acılara yol açan; ülkemizi onlarca yıl geriye götüren darbeler. Bugün bile unutamadıkları bu durumun acaba ne anlama geldiğini biliyor musunuz? Öyle televizyonlarda filmlerini izlemekle bilgi sahibi olunmuyor. Keşke bir zaman makinemiz olsaydı da o haddini bilmeyen edepsizleri darbe dönemine götürüp, sokağın ortasına bırakabilseydik. O zaman bugün çocuk gibi dalga geçtikleri saygısızlık ettikleri büyüklerinin nasıl bir gerçekle büyüdüklerini daha iyi anlarlardı. Daha anlatılası çok örnek var ama anlayana dimi sevgili(!) gençler. Biliyor musunuz, o zamanlarda okula gitmek, yüksek okul bitirebilmek de şimdikilerde olduğu gibi kolay değildi. O günlere kıyasla ülkemizin okuryazar oranı şimdilerde daha yüksek, hatta sorsanız hepiniz diplomalısınız; asıl acı olan da bu ya…

Karabük FARKLI Gazete / Karabük Ajans 78

Etiketler: » » » » »
Share
#

SENDE YORUM YAZ