logo

Şule Ertürk Anıklı…Dikkat, bu yazı “anı” içinde hezeyan içermektedir!

 Yeri, zamanı, mekanı belli olan geçmiş bir andan.  Moskova Devlet Dilbilimleri Üniversitesi, 2011, amaç yabancı öğrencilere Türkçe öğretmek. Öğrencilerden gelen bir soru şöyleydi: “Hakkını helal etmek ne demek?” Derslerin içeriğinde yer alan kalıp ifadeler, diyaloglar…kolaydı/mış…

Bu sözün manasını biz yaşarken öğrenmişiz ve bunu yabancı birine anlatmak zormuş, çünkü koca bir kültürü, ihtiva ediyormuş.  Hezeyan aslında şurada başlıyordu, şu bilgiyi edindikten sonra “Biz insan olarak doğarken vazifelerle doğarız. Bunlardan biri de kul hakkıdır” anne hakkı, baba hakkı, kardeş hakkı, komşu hakkı, hatta ve hatta bilinçten bağımsız gibi görünse de diğer yaratılmışların hakkı varken üzerimizde; balıyla şifa veren arının, o arıya balı için aracı olan çiçeğin, çiçeği besleyen topraktan tutun da…

Şöyle buyuruyordu hadis: “Üzerinde kul hakkı olan kıyamet gününden evvel o kimseyle helalleşsin, yoksa kendisinin sevapları varsa, sevaplarından alınır (hak sahibine verilir)”… Ne kadar sevabımız vardı ki? Haklara kefaret olacak…

Hadisin devamı şöyleydi: “… Sevapları yoksa, hak sahibinin günahları (hak alana) yüklenir.” Allahuekber!

Ne burada, ne orada gram şaşmayan bir adalet! İşte onun adıymış “Hak”. Nasıl da birbirimizden sorumlu olduğumuzu işaret ediyor. Demek “Birbirimize hakkı ve sabrı tavsiye edenlerden “olmaktan başka çaremiz yokmuş. Veyahut “Hak kuldan intikamını kul ile alırmış, din irfan bilmeyen bunu kul etti sanırmış” demiş Mevlana…

Meğer kelebek etkisi bir tecelliymiş.Zannımız kadarmışız… Gayrı ne zaman hayatın hay huyunu bırakıp, O/ben ikiliğinden sıyrılıp bire/bize inanırsak, ne kadar idrak edersek, neyi seçersek, seçimlerimiz kadarmışız…

Sahi… en son ne zaman egolarımıza zarar verse bile (egolarımızın putlarımız olduğu gelimli gidimli dünyada) sadece “Hak’kı” gözeterek haklının yanında olmuştuk? Bazen kazanmanın, kaybetmek olduğunu bilerek, aslında bildiğimiz kadarmışız…

Hem “hep”mişiz, hem “hiç”mişiz. Şimdi bu yazının okuyucusu, gözünü kapat- görme, kulağını kapat- duyma, içinde konuşanı susturabilir misin? O hakikatin ışığı sen görmüyorsun diye yok değil. İçindeki o ışığı hisseden birinin, bir diğerine tahakkümü olmazmış.Sorular hep bildiğimiz yerden gelecekmiş meğer. Düşündüğümüz kadarmışız…

Velhasıl haklı olmak; özün, sözün, işin Hak’la olmasıymış. Ondan uzağa düşmeyenin helallik istemekle işi olmazmış ve yanılmaktan değil, görememekten korkmalıymışız. Gördüğümüz kadarmışız…

Dışa açılan kapının kaygı, korku oluverdiği bu zamanlarda, içe açılan kapılarımız kendimize ve hakikate olsun. İçimizdeki karanlığı büyüttüğümüz günler adına önce kendimize hakkımızı helal edelim…

Yüzümü gönlüne koysam, düşümü aklıma katsam”, “Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmak

Karabük Farklı Gazete / Karabük Ajans 78

Etiketler: » » »
Share
#

SENDE YORUM YAZ